İçeriğe geç
  • Dolar 49,3979 ▲ %0,03
  • Euro 55,6494 ▼ %0,18
  • Sterlin 65,3956 ▼ %0,16
  • Gram Altın 6.644,78 ▲ %1,51
  • Çeyrek Altın 10.816,51 ▲ %1,07
  • Gümüş 96,37 ▲ %2,79
  • Bitcoin 4.081.957 ▲ %0,53
  • BIST 100 12.265,98 ▲ %0,43

Adana Kültür Sanat

İhanet unutulmaz

Adana Altın Koza Film Festivali'nin ardından İstanbul'da filmekimi başladı. İKSV'nin düzenlediği festivalde 'Fjord'dan 'Meçhul Kadın"a yılın en önemli yapımlarını izleme olanağı buluyoruz.

Pandemi sonrası filmleri evde izleme alışkanlığı sonucu sinema dünyasını bir varoluş mücadelesine soktuğu bir gerçek. Ülkemiz, içinde bulunduğu ekonomik krizin de etkisiyle bu bunalımı en sert biçimde yaşayanlar arasında. Sinema salonlarında üç beş kişiyle film izleniyor; ülkenin dört bir yanında sinemaların kapandığını duyuyoruz. İşte bu ortamda festivaller sinema sanatının can suyu oluveriyor. Gerçek sinemaseverler filmi sinemada izleme keyfini unutmadıklarını festivallerde kanıtlama olanağı buluyor. 

Adana Altın Koza Film Festivali'nin bende bıraktığı en olumlu izlenim seyircinin sinemaya sahip çıkmasıydı. Yerli, yabancı tüm filmlerde salonlar dolu, film sonrası söyleşilere ilgi büyüktü. Şu günlerde aynı şeyi İstanbul'da filmekimi'nde yaşıyoruz. Hafta içinde Ankaralılar da filmekimi programından bir seçkiyi izleme olanağı bulacak. Hiç kuşkusuz orada da salonlar dolacak. Kısacası, sinema sanatına tutkuyla bağlı bir seyirci kitlesi var hala; en azından birkaç büyük şehirde… Ve festivaller, sinema sanatının sığındığı son kaleler olarak varlığını sürdürmeye çalışırken, onlara sahip çıkan, destek veren kurumlar unutulmayacak, destek vermeyenlerin ihanetinin unutulmayacağı gibi…

Yaşadığı sorunlara karşın festivallerine sahip çıkan Adana ve Antalya Büyükşehir Belediyelerini, festivalleri destekleyen Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğünü, Paribu v.b. özel sektör kuruluşlarını anmadan geçemem. Seyirci ilgisi büyük olsa da, bir festivalin giderlerini karşılamaya yetmiyor. Bu noktada devlete, yerel yönetimlere ve özel sektöre görev düşüyor. Ne var ki, Anadolu'nun pek çok kentinde, örneğin İzmir'deki durumu anlatmama gerek yok herhalde…       

Filmlere gelmeden birkaç noktaya daha değinmek istiyorum. Altın Koza'da yaşanan bazı sorunların (bilet organizasyonundan ulaşım sorununa) temelinde, yönetim mekanizmasındaki çok başlılık ve ihale -dolayıyla yetersiz yüklenicilerle çalışma- zorunluluğu yatıyor kanımca. Dünyada başka bir ülke olduğunu sanmıyorum, festival organizasyonunu ihale ile yapan… Bir de, ön seçici kurulların ve jürilerin kararları çokça tartışılıyorsa, bu kurulların oluşumu yeniden düşünülmeli galiba. Bu yıl seçkide yer almasına şaşırdığım bir filme ve oyuncusuna ödül verilmesi inanılır gibi değildi.   

ATAYURDU'NDAN EN SEVDİĞİM'E

Adana'da izlediğimiz bazı filmlerin filmekimi programında da yer alması sonucu İstanbul'da günde iki filmle tüm önemli filmleri izleme olanağı bulabileceğim. Altın Koza'nın dünya sinemasından örneklere yer verdiği bölümünde öne çıkan yapımlar arasında, Lübnan sinemasının önemli yönetmenlerinden Jocelyne Saab'ın dört filmi, Bela Tarr'ın 'Karanlık Armoniler'i, Pontecorvo'nun 'İsyan'ı gibi klasiklerin yanı sıra geçen yıl ve bu yıl dünya festivallerinde ödüller kazanmış önemli filmler yer alıyordu. Bu seçkiden 'filmekimi' programında da yer alan filmlere değinmek isterim (hala bilet bulma şansınız olabilir bazılarına). 

Polonya sinemasının genç ustası Pawel Pawlikowski'nin 'Atayurdu / Fatherland' (bu yıl Uluslararası film dalında Polonya'nın Oscar adayı) bir baba oğul -ikisi de büyük yazar- arasındaki ilişki ve iki sitem -sosyalist ve kapitalist dünyalar- arasındaki çatışmayı zarif ve etkileyici bir anlatımla aktaran filmi kaçırmayın derim. Rodrigo Sorogoyen'in önceki yazılarımda sözünü ettiğim, bir baba-kız ilişkisine odaklanan 'En Sevdiğim / The Beloved' da bu yılın en iyileri arasında. Almanya'nın Oscar adayı 'Her Defa / Everytime'ın yönetmeni Sandra Wollner'in gerçeklikle anıları iç içe yansıtan anlatımı da övgüye değer. Meksikalı Lucrecia Martel'in 'Bizim Toprağımız' toplumsal sorunlara eğilen önemli bir film. Almodovar'ın otobiyografik izler taşıyan 'Buruk Noel'i ile Radu Jude'un Mirbeau uyarlamsı 'Bir Oda Hizmetçisinin Güncesi' de izlenebilir ama yönetmenlerin en iyi ürünleri arasında yer almayan yapımlar. 'Drive My Car'ın yönetmeni Ryusuke Hamaguchi'nin 'Birdenbire / All of a Sudden'ı, Avusturyalı yönetmen Marie Kreutzer'in 'Nazik Canavar'ı ve canlandırma sinemasının en önemli festivali Annecy'de bu yıl En İyi Film seçilen Belçika-Fransa ortak yapımı 'Demir Çocuk' ise filmekimi'nde izlemeyi sabırsızlıkla beklediğim filmler arasında. 

FİYORT VE BİLİNMEYEN KADIN

Filmekimi'nin ilk günlerinde izlediğim yapımlar arasında ikisini çok beğendim. Büyük festivallerde her zaman tercihler doğru olmayabiliyor, ama bu yılın iki büyük festivalinde iki büyük ödülün hak edilmiş ödüller olduğunu söyleyebilirim seçkilerdeki filmlerin çoğunu izlemiş bir seyirci olarak… Romen sinemasının ustası Christian Mingiu, bu yıl Altın Palmiye'yi kazanan 'Fjord / Fiyort' adlı filminde bir Romen ailenin Norveç'e yerleşmesinden sonra yaşadıklarını, çocuğuna hafif bir şaplak atan baba ve karısının Norveç'in steril toplumsal yapısı ve hukuk düzeni ile karşılaşmasını kendine özgü mizansen ustalığı ve yalın anlatımı ile sergiliyor. Lance Hammer'in 'Kraliçe Zor Durumda'sında da farklı kültürlerin ahlaki değerleri arasındaki çatışmayı izlemiştik. 

Danimarka'da yaşayan Mısırlı genç kadın yönetmen May El-Toukhy ilk uzun metraj filmi 'Kvinde ukedt / Woman Unknown / Meçhul Kadın' ile bu yıl Venedik'te Altın Aslan kazanmıştı. Danimarka tarafından Oscar adayı gösterilen film, ülkenin Nazi işgalinden kurtulduğu günlerde geçiyor ve işgal sırasında Nazilerle ilişki kuran kadınların linç görüntüleri ile açılarak, bir kadının geçmişinin sırları aracılığı ile erkek egemen toplumdaki ikiyüzlülüğü, sınıfsal çelişkileri, yaşanmış ihanetlerin gün yüzüne çıkmasıyla altüst olan ilişkileri konu alıyor. Tıpkı 'Fiyort' gibi kolay bir sonuç sunmadan, anlatılanları izleyicinin değerlendirmesine bırakıyor.   

Önümüzdeki günlerde izleyeceğim ve sizlere de -okuduklarıma dayanarak- tavsiye edebileceğim diğer filmler şunlar: Bu yıl Cannes'da yarışmaya seçilen, Fransız devriminin önemli karakterlerinden birini konu alan László Nemes'in 'Direniş/ Moulin'i, bir başka Fransız yönetmen Emmanuel Marre'in 'Devrinin Adamı / Notre Salut', Güney Koreli usta Lee Chang-dong'un 'Olası Aşklar', McDonagh'ın 'Vahşi At Dokuz'u… İyi seyirler…    

Kaynak: Birgun

Paylaş
Sıradaki haber yükleniyor…