İçeriğe geç
  • Dolar 49,4295 ▲ %0,03
  • Euro 55,6651 ▲ %0,84
  • Sterlin 65,6627 ▲ %0,67
  • Gram Altın 6.585,84 ▲ %1,00
  • Çeyrek Altın 10.638,21 • %0,00
  • Gümüş 88,85 ▲ %0,50
  • Bitcoin 3.990.998 ▼ %3,59
  • BIST 100 12.118,29 ▼ %1,08

Gündem

Tükeniş sürecinin diyalektiği

Gelecek kaygısı, endişe ve karamsarlık halkı sarıyor. Her an panik atağa dönüşme potansiyeli olan toplumsal bir anksiyete yaşanıyor. Her şey Silivri'den bile görünüyor.

Türkiye toplumsal ve siyasal faylarında biriken, büyük ve her an kırılmaya açık bir gerilim hattında ilerlemeye çalışıyor. Çok katlı bir kriz bütün toplumu içine alıyor. İktidar ise hiçbir şey yokmuş gibi davranıyor. Oysa her şeyin kontrolden çıkacağı yönündeki bir duygu ülkeyi etkisi altına alıyor. Gelecek kaygısı, endişe ve karamsarlık halkı sarıyor. Her an panik atağa dönüşme potansiyeli olan toplumsal bir anksiyete yaşanıyor. Her şey Silivri'den bile görünüyor.

Bu tablonun başlıca nedeni; ülkenin ufkunu karartan, siyasal ve tarihsel ömrünü doldurduğu halde bir kez ele geçirdiği devleti bırakmak istemeyen iktidar oluyor.

Rejimin demokratik yollardan değişebileceğine; hukukun herkese eşit şekilde uygulanacağına, anayasal bir devletin yürürlükte olduğuna ilişkin inancın derinden sarsıldığı bir ortamda, iktidar siyasal ömrünü uzatmaya çalışıyor.

Ancak, toplumsal desteğini yitiren iktidar, halktan tazelenmiş bir rıza ve onay üretemediği için, ömrünü uzatmak için elindeki kamu gücünü kullanıyor. İktidar ve kurduğu düzen asgari de olsa rızaya dayalı hegemonya dönemini geride bırakmış görünüyor. Açık zor kullanımı sıkça devreye sokuluyor. Siyaset kurumu çöküyor. Sınırlı ve sorunlu da olsa geçmişte işleyen demokratik süreçlerin çalışabileceğine ilişkin güven yok oluyor.

GÜÇ PARADOKSU

Bütün devleti ele geçiren, rejimi değiştirmek üzere üst üste hamle yapan, örneği görülmemiş bir sansür ve baskı rejimi kuran siyasal İslamcı iktidar, gücünün zirvesinde görünüyor. Hukuku eğip-büken, istediğini gözaltına alıp tutuklatan, insanların malına-mülküne el koyan, 25-50 yıllık gelecek planları yaptığını belirterek, dolaylı şekilde, iktidarı bırakmayacağını ima eden AKP ve Cumhur İttifakı sanıldığı gibi güçlü mü? Değil!

İktidar gerçeklikten kopmuş görünüyor. Ağır ekonomik kriz koşulları, artan yoksulluk ve kurulan ganimet-yağma düzeninin siyasal baskıyla birleşince toplumsal bir patlamanın fitilini ateşleyebileceğini görmüyor. Görse bile, bunun bir "muhalefet komplosu" olabileceğini düşünüyor.

Dahası, kitlesel ve demokratik bir muhalefet dalgasını devlet gücü ve örgüt desteğiyle ezebileceğini hesaplıyor. Bunu yapabileceğine inandığı anlaşılıyor.

Ülke deyim uygunsa bir "suni denge" üzerinde duruyor. Çünkü, kamu gücünü arkasına alan iktidar kendisini olduğundan çok güçlü gösteriyor. Oysa iktidar tarihinin en güçsüz dönemini yaşıyor. Bu tespit, olana bitene bakılarak abartılı ya da gerçek dışı bulunabilir. Tam tersine AKP iktidarının tarihinin en güçlü döneminden geçtiği bile ileri sürülebilir.

Nitekim, özellikle iktidar çevreleri, ele geçirdikleri medya ve devletin ideolojik aygıtları üzerinden bu algıyı yerleştirmeye çalışıyor.

DÖNEMİ ANLAMAK

Durumu klasik siyaset bilimi yöntemiyle kavramak gerçekten kolay değildir. Öyle ya, devletin bütün kurumları iktidarın elinde. Yasalar ihtiyaç varsa istenildiği gibi eğilip bükülüyor, anayasa fiilen askıya alınıyor. Ülkenin ayakta kalması, tehditleri aşması, ve geleceğe yönelik başarılı bir iş yapabilmesi için iktidar partisine muhtaç ve mecbur olduğuna ilişkin bir algı yerleştirilmeye çalışılıyor. Gündelik yaşamda ve siyasal süreçte yaşanan bir dizi gelişme de bunu destekliyor.

Öyle ki, ana muhalefet partisinin bazı belediye başkanları - ki aralarında İzmir gibi bir metropol ve cumhuriyetçi kent de var - ve çok sayıda belediye meclis üyesi bu algıya kapılmış görünüyor. İnsanlar, AKP-Erdoğan iktidarının gitmeyeceğine inandırılmaya çalışılıyor. Transferleri salt tehdit, şantaj, parayla satın alma ve tutuklamakla korkutma gibi etkenlerle açıklamak - ki bunların tümü var - eksik olacaktır. Bu tablo karşısında, mücadele edenlerin yanı sıra, karamsarlığa kapılarak umutsuzluğa düşenlerin sayısı/oranı sanılandan çok fazladır

Oysa durum tam tersidir; siyasal ve tarihsel ömrünü dolduran, derin ekonomik krizin üzerine bir de yağma/ganimet ekonomisinin yarattığı "fon skandalı" gibi sorunlarla baş etmeye çalışan iktidar, çöküşün eşiğinde. Bu nedenle baskıyı ve şiddeti alabildiğine artırıyor. Toplumsal onay açığını zor aygıtlarını kullanarak kapatmaya çalışıyor.

I. PETRO, İKTİDAR, TOLSTOY

Bazı toplumsal olayları kavramak için kimi kez siyasal sosyolojik perspektif yetersiz kalabilir. Böyle durumlarda edebiyata başvurmak gerekebilir. Pierre Bourdieu bu nedenle, "Edebiyat aynı zamanda sosyolojidir" der. Haklıdır.

Lev Tolstoy, Rusların "Büyük Petro" dediği, Osmanlı'nın (ve Türk tarihçilerinin) ise "Deli Petro" adını verdiği, Çar I. Petro'nun romanını yazmak ister. Çünkü, Rusya imparatorluk tarihinin en önemli çarlarından biri, belki de en önemlisidir. Çar I. Petro (1672-1725) Rusya'nın modernleşme sürecini başlatan, bir anlamda ülkeyi yeniden kuran, bir köyden Petersburg gibi ülkenin en güzel kentini yaratarak Moskova ile birlikte ikinci başkenti inşa eden bir hükümdardır. Ancak, iktidara gelişi de iktidar dönemi de bir dizi mücadele ve çatışmalar içinde geçer. Saray ya da hanedan içinde yaşandığı sanılan bu çatışmalar, aslında büyük toprak sahibi Boyarlar, aristokratlar, yüksek bürokrasi, kilise ve askerler arasında, yani egemen güçler içinde yaşanan bir iktidar mücadelesidir.

Tolstoy "I. Petro Döneminin Romanı" adını verdiği eserine başlar. İki bölümü yazar ve bir yandan da arşivleri, anıları, mektupları, çıkan yazıları ve kitapları uzun uzun inceler. Sonunda Petro'nun romanını yazmaktan vazgeçer. Çünkü, Lev Nikolayeviç Tolstoy (1828-1910) ahlakçı bir hümanist ve bir halkçıdır.

 Araştırmalarında Petro'nun ahlak anlayışını kabul edilemez bulur. Ve, "Böyle iğrenç ve kötü bir insan hakkında yazmak istemiyorum" diye bir not yazarak bırakır. Ancak, "İktidarın Sofya'dan Petro'ya Geçişi" adlı bölümü bitirir. Ardından dünya edebiyatının en büyük eserlerinden biri olan, "Anna Karenina" romanını yazmaya başlar. İyi ki yazar.

İşte Tolstoy, yarım bıraktığı

 "I. Petro Döneminin Romanı" adlı eserinde dönemin Rusyası'ndaki iktidar mücadelelerine de yakından bakar. Her klasik ve büyük eserde olduğu gibi, bütün çağları kesen tespitler yapar. Öyle ki, Çarevna Sofya (Çar'ın kızlarına Çarevna deniyor), büyük kardeş İvan ve Petro arasında başlangıçta paylaşılan iktidar zengin bir güç mücadelesi malzemesi sunar.

Tolstoy, yarım bıraktığı eserinde şöyle yazıyor:

"Vasiliy Vasilyiç Golitsin, altı yıl Çar Fyodor'un ve altı yıl da Çarevna Sofya'nın iktidarı döneminde tek adam olmuştu. Ancak herkesin merhametine sığındığı, istediğini ödüllendirip, istediğini cezalandırdığı, haddi hesabı bilinmeyen büyük bir servet edindiği, 12 yıl süren mutlak hakimiyetini devam ettirecek gücü kalmadığını anlamıştı. Hiçbir kuvvetin sarsamayacağı kadar sağlam görünen makamının artık muallakta olduğunu, çatıdan sarkan bir saman çöpü gibi rüzgarın onu koparıp bir yere savurmak üzere olduğunu sezmişti."

Golitsin'den devam ediyor:

"Sorun, her şeyin normal akışında olduğu sırada başlamıştı. İşte esas dert de buydu. Her şey hâlâ aynıyken, aynı kuvvet, aynı sağlık, aynı çocuklar, karım ve düşüncelerde değişen bir şey yokken kendini hissettirmesiydi... Ya da ben aklımı kaçırmıştım ve hiçbir sorun yokken, olmayan şeyleri görüyordum."

Golitsin bir Rus aristokratı ve devlet adamıdır. Çar'a ve I. Petro'nun ablası Sofya'ya baş danışmanlık yapan bir yönetici, bir tür fiili başbakan diyebileceğimiz bir büyük toprak sahibidir.

Golitsin, - ki yarım kalan eserde gerçek bir kişi olarak roman kahramanıdır - daha önce iktidar için defalarca savaştığını, ama şimdi adeta "Gözle görülmeyen bir kuvvetin dengeleri bozup ağırlığı diğer tarafa geçirdiğini" fark ettiğini söyleyecekti. Tolstoy, sanki "binlerce karanlık" ve "kimin tarafından yönetildiği bilinmeyen gölgenin" terazinin bir kefesini doldurmasıyla "kaderin belirlendiğini" söylüyor ve "böyle bir gücün varlığını kimse bilmiyor, ancak iktidarı bu güç değiştiriyor" diye yazıyordu.

I.Petro Döneminin Romanı'nın yaklaşık 25 sayfalık ilk iki bölümü - ki tümü bu kadardır - Tolstoy'un ölümünden sonra bir araya getirilen öyküleri içinde yayımlanıyor. Ülkemizde ise İletişim Yayınları tarafından yeni baskısı (2026) yapılan "Dekabristler" kitabında yer alıyor.

GEREĞİNİ YAPMAK

Türkiye'de de her şey iktidar bakımından yolunda ve sağlam gibi görünüyor. Dahası iktidar kudretini bırakmayacak bir izlenim yaratıyor. Pratiği de bunu destekliyor. Oysa bitti, tıpkı Vasiliy V. Golitsin'in iktidarı gibi, tükendi.

Ancak, asıl önemli sorun muhalefet alanında. İktidarın gücü, muhalefetin bugüne kadar sergilediği etkisiz politik pratik ve dağınıklıktan kaynaklanıyordu. Yeni Parti başta olmak üzere, muhalefet bu çemberi kırmaya çalışıyor.

Muhalefet kendisini büyük ölçüde yenilemiş durumda. Zaten, iktidar için mücadele eden, onu almaya hazır ve istekli örgütlü bir güç yoksa, hiçbir yönetim kendiliğinden - zamanı geldi diye - değişmez.

Özetle "vakit tamam", ama demokratik ve siyasal gereğini yapacak güçleri tarih bekliyor. Değilse, tarihin yolculuğu kısa, hatta orta vadede "doğrusal" ve ileriye yönelik olmayabilir.

Kaynak: Birgun

Paylaş
Sıradaki haber yükleniyor…