İçeriğe geç
  • Dolar 49,3979 ▲ %0,03
  • Euro 55,6494 ▼ %0,18
  • Sterlin 65,3956 ▼ %0,16
  • Gram Altın 6.644,78 ▲ %1,51
  • Çeyrek Altın 10.816,51 ▲ %1,07
  • Gümüş 96,37 ▲ %2,79
  • Bitcoin 4.073.237 ▲ %0,09
  • BIST 100 12.265,98 ▲ %0,43

Adana Rehber

1909 Adana Olayları: Tarihsel Arka Plan ve Sonuçları

Görsel: Stephen Van Renssalaer Trowbridge / Wikimedia Commons, Public domain

1909 Nisan'ında Adana'da yaşanan etnik çatışmaların nedenleri, tarafları, kayıpları ve bölgede bıraktığı derin izler üzerine kapsamlı bir inceleme.

1909 yılının Nisan ayında Osmanlı İmparatorluğu'nun Adana vilayetinde yaşananlar, bölgenin kaderini değiştiren kanlı bir kırılma noktası oldu. Osmanlı Türkçesiyle Adana İğtişaşı olarak anılan bu olaylar, karşılıklı silahlı çatışmaların ardından Müslüman nüfusun Ermeni mahalle ve köylerine yönelik saldırılarına dönüştü. Farklı kaynaklar, yaşanan katliamda ölen Ermeni sayısını 15.000 ile 30.000 arasında rapor ederken, Osmanlı ve Türk kaynakları ise iki tarafın da karşılıklı çatışmalarda kayıplar verdiğini belirtir. Olayların hemen ardından hükûmet Rumeli'den Adana'ya asker sevk etti; ancak askerlerin gelişiyle olaylar yeniden alevlendi ve bu kez isyan hızla bastırıldı.

Olayların Adlandırılması ve Farklı Bakış Açıları

Yaşanan trajedi, tarafların bakış açısına göre farklı isimlerle anıldı. Osmanlı yöneticileri bu olayları Adana İğtişaşı yani Adana Karışıklığı olarak nitelendirirken, yerel hükûmet temsilcileri Adana Vak'ası ifadesini kullandı. Ermeni kaynakları yaşananları Adana Faciası olarak adlandırırken, misyoner kaynakları Adana Katliamı tanımını tercih etti. Bazı kaynaklarda ise olaylar Adana İsyanı veya Adana Ayaklanması şeklinde de geçmektedir. Bu çok sesli adlandırma, olayların tarihsel hafızada ne kadar tartışmalı bir yerde durduğunu gösterir.

Olayların hemen ardından kurulan mahkemelerde farklı kayıp rakamları telaffuz edildi. Cemal Paşa anılarında 17.000 Ermeni ve 1.850 Müslüman'ın öldüğünü belirtirken, Yeni Tasvir-i Efkâr gazetesi Müslümanlardan 1.186, gayrimüslimlerden ise 5.243 kişinin öldüğünü yazdı. İsmail Hami ise ölü sayısını 1.850 Türk ve 1.700 Ermeni olarak tespit etti. Patrikhane kendi yaptırdığı araştırmada 21.300 ölü rakamına ulaşırken, Edirne mebusu Babikyan Efendi'nin hazırladığı ve vefatı nedeniyle mecliste görüşülemeyen raporda bu sayı 21.001 olarak gösteriliyordu. Cemal Paşa'nın verdiği rakamın mahkemelerin bitmesinden sonraya ait olduğu göz önüne alındığında, ölen Ermenilerin sayısının 21.000'den ziyade 17.000'e yakın olduğu kabul edilebilir.

Tarihsel Arka Plan: Kilikya'dan Meşrutiyet'e

Çukurova, antik ve Orta Çağ ismiyle Kilikya, Kilikya Ermeni Krallığı'nın kurulduğu coğrafyadır. Önce Memlüklerin, ardından Osmanlı yönetiminin egemenliğine giren bölge, bu dönemlerde önemli bir Ermeni nüfusa ev sahipliği yaptı. Bölge, 1894-96 çatışmalarında zarar görmedi; Ermeni milisleri ile Hamidiye Alayları arasındaki çatışmalardan korunan Ermeni nüfus, 1914 tarihli resmî Osmanlı nüfus sayımında 52.650 kişi ile varlığını koruyordu. Bu sayı, Müslüman nüfusun 341.903 olduğu bölgede Ermenilerin önemli bir azınlık olduğunu gösteriyordu.

Olayların patlak vermesinde siyasi ortamın da büyük etkisi vardı. İttihat ve Terakki ile şeriat yanlısı gruplar arasında 12-13 Nisan gecesi çıkan isyan, 13 Nisan'da Hareket Ordusu tarafından bastırıldı. Bu olay, 31 Mart Vakası olarak bilinir. Adana Olayları ise hemen bir gün sonra, 14 Nisan 1909'da patlak verdi. Bölgedeki İngiliz Elçisi, olaylardan önce kentte taraflar arasında yaşanan etnik gerilimi politik nedenlere bağlıyordu. Elçinin raporuna göre Meşrutiyet'in ilanından sonra Adana'da neredeyse hiç kimse gerçekten tatmin olmamıştı: Türkler artık efendi olamayacakları düşüncesinden nefret ediyor, Ermeniler özerklik için acele etmek istiyor, Yunanlar ise meşrutiyete güvenmiyordu.

Silahlanma ve Provokasyonlar

Meşrutiyet öncesinde gayrimüslimlerin silah taşıması yasaktı. Bu yasağın kalkmasıyla Çukurova Ermenileri, özellikle kilise destekli şekilde silahlanmaya başladı. Mısır'a kaçan Ermeni piskopos Muşeg'in silahlanma ve öldürme temalı sözleri bu dönemin gergin atmosferini yansıtıyordu: İntikam; cinayete karşı cinayet; silah satın alınız. 1895'teki her Ermeni'ye karşı bir Türk. ve Bir ceketi olan onu satıp silah almalıdır. şeklindeki çağrıları, tansiyonu daha da yükseltti.

Öte yandan Adana'nın yerel gazetelerinden İtidal, Türkleri kışkırtan yazılara yer verdi. Gazetenin sahibi İhsan Fikri Bey, olayların ardından kurulan mahkemede yargılandı. Bu karşılıklı kışkırtmalar, toplumun iki kesimi arasındaki uçurumu derinleştirdi ve şiddetin fitilini ateşledi.

Mahkeme Süreci ve Yargılamalar

Yaşananları incelemek üzere İstanbul'dan iki heyet gönderildi. Biri Adana'da, diğeri Osmaniye'de olmak üzere iki savaş mahkemesi kuruldu. Heyetlerden biri Mersin Mutasarrıfı Esad Bey başkanlığında Şura-yı Devlet üyesi Faik Bey ile Cinayet Mahkemesi üyesi Artin Mosmorciyan Efendi'den oluşuyordu. Diğer heyet ise Meclis-i Mebûsan üyeleri Yusuf Kemal başkanlığında Babikyan Efendi, Arif Bey ve Musdikyan Efendi'den oluşuyordu. Mahkemede tanıklık yapan isimlerden biri de Hagop Terziyan'dı. Yargılamalar sonucunda, olaylara karışanlar arasında Adana'nın en eski ve zengin ailelerine mensup gençlerin yanı sıra Bahçe kazası müftüsü de idam edildi. Müftünün, Ermenilerin kanı da malı da helaldir şeklinde fetva verdiği için Dörtyol'da asıldığı belirtilir.

Olayların Kültürel Yansımaları

1909 Adana Olayları, bölgenin kültürel hafızasında da derin izler bıraktı. Kibaroğullarının Ağıdı olarak da bilinen Müftü'ye Ağıt, bu idamlardan biri olan Bahçe Müftüsü için yakıldı. Adana yöresine ait bu ağıt, olaylara karışan provokatif bir müftünün devlet tarafından cezalandırılmasının kültürel bir belgesi niteliğindedir.

Haçin Ağıdı ise şimdiki adı Saimbeyli olan ilçenin hikâyesini anlatır. Çoğunluğu Ermeni olan ilçede yaşayan Türk azınlığın gözünden olayları aktaran bu ağıtta, Mahşer kazanı kurmuşlar, Bebekleri kaynatırlar dizeleriyle yaşanan dehşet dile getirilir.

Ermeni tarafında ise Simpad Pürad tarafından bestelenen Adanayi Voghb yani Adana Ağıdı, Ermeni kayıpları için yakılmıştır. Ağıtın Ateşler içinde üç gün üç gece, İçerden kılıç, dışarıdan topla, Sildiler Ermeniyi dünya yüzünden dizeleri, yaşanan trajedinin boyutunu gözler önüne serer. Ayrıca Kapadokya kökenli Yunan müzisyen Theodoros Demircioğlu tarafından 1960 öncesinde plağa okunan Kasap Misak Ağıdı da bu dönemin acısını taşıyan eserlerden biridir.

Sonuç: Yetimler ve Miras

Olayların ardından yetim kalan Ermeni çocuklar için 1909 yılında Adana Dârüleytâm-ı Osmani kuruldu. Adana Valisi Cemal Bey'in emriyle Ermeni Yardımlaşma Vakfı ile birlikte inşasına başlanan yetimhane, yaklaşık 500 Ermeni yetiminin barınmasıyla açıldı. I. Dünya Savaşı sırasında Enver Paşa Darüleytamı olarak anılan bu kurum, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşuyla kapatıldı. Bina daha sonra sırasıyla Öğretmenler Okulu, Kız Öğretmen Okulu, Çukurova Üniversitesi Eğitim Fakültesi ve Adana Anadolu Lisesi tarafından kullanıldı. 1987 yılından bu yana ise Adana Fen Lisesi olarak hizmet vermektedir.

1909 Adana Olayları, Ermeni tezi ile Türk tezi arasında hâlâ tartışılan bir konu olmaya devam ediyor. Ermeni tezi, yaşananları 1915'teki olaylarla bir bütün olarak görürken; Türk tezi, çatışmanın karşı tarafça başlatıldığını ve kayıp rakamlarının abartılı olduğunu savunur. Ancak hangi bakış açısından bakılırsa bakılsın, bu olaylar Adana'nın ve bölgenin demografik yapısını kökten değiştirmiş, iki toplumun hafızasında silinmez yaralar açmıştır. Bugün Adana'nın sokaklarında gezerken, bu toprakların kanla yoğrulmuş tarihinin izlerini hissetmemek mümkün değildir.

Kaynak: tr.wikipedia.org, tr.wikipedia.org
Görsel: Stephen Van Renssalaer Trowbridge, Wikimedia Commons, Public domain

THA - TürkAta Haber Ajansı

Paylaş
Sıradaki haber yükleniyor…